İŞSİZ ÖĞRETMENLER



SÖZLEŞMELİ, ÜCRETLİ ÖĞRETMEN VE ÖĞRETMEN ADAYI ARKADAŞLARIMIZ

Ülkemizde şu anda 250.000′ i aşkın işsiz öğretmen adayı bulunmaktadır. Ve her geçen yıl bu sayı daha da artmaktadır. Hükümet her yıl çığ gibi büyüyen bu durumu engellemek adına herhangi bir girişimde bulunmadığı gibi yeni açılan üniversitelerde eğitim fakülteleri sayısını çoğaltarak bu sayıyı daha da artırmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nda sözleşmeli çalışanlar, ders ücreti karşılığı çalışanlar ve hiç bir iş yapamayan işsiz öğretmenlerin sorunları yıllardır çözüm bekliyor. Bakanlık ise yaşanan sorunları çözmek yerine, çözümsüzlükteki ısrarını inatla sürdürmeye devam etmektedir.

AK Parti iktidara geldiğinde 60 bin kadar olan işsiz öğetmen sayısı bugün 200 bini geçmiştir.. Önlem alınmazsa her yıl en az 50 bin artışla 5-10 yıl sonra işsiz öğretmenler ordusu 1 milyon kişiye ulaşacak. Bakanlık ihtiyaç duyduğu öğretmenleri Kamu Personel Sınavı (KPSS) ile alıyor. Bu yıl 205 bin işsiz öğretmen sınava girdi, 19 bin kadarı kazandı. 10 yıl sonra 1 milyonu aşkın öğretmenle sınav yapılacak, KPSS yeni bir ÖSS trajedisine dönüşecek.

‘Sözleşmeli öğretmen’ adıyla MEB halkımızı aldatmaktadır. Örneğin: diyelim ki, Ağustos atamasında 10 bin kadrolu, 10 bin de sözleşmeli öğretmen olmak üzere toplam 20 bin öğretmen atanacak. Şubat alımlarında da 20 bin öğretmen atayacaklarını söyleyerek bu sayıyı 40 bin olarak duyurmaktadırlar. Ancak Ağustos’ta sözleşmeli atanan öğretmenler, Şubat’ta kadrolu öğretmen olarak atanmakta ve MEB aynı kişiyi iki defa atayarak ‘40 bin öğretmen’ atadık diye kamuoyunu yanıltmaktadır. Okullarımızda net öğretmen açığının yaklaşık 100 bin, işsiz öğretmen sayısının 200 bini geçtiği göz önüne alındığında, atama bekleyen öğretmenlerin bir kez daha işsizliğe mahkum edilmelerinin makul bir grekçesini bulmak mümkün değildir.

Bizler atanamayan işsiz öğretmenler olarak artık milli eğitimin yalanlarından bıktık. Branşımız için norm kadro fazlalığı var diyen sayın personel genel müdürü Remzi KAYA, İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde yayınlanan norm kadro ihtiyaçlarını görmezden gelip hem kamuoyunu hem de öğretmen adaylarını kandırmaya çalışmaktadır. Öğretmen adayları olarak biz şu kanıya vardık; yapılan açıklamalar bilimsel, istatistiksel değil tamamen siyasal ve politiktir.

Bir başka sorun ise; ülkemizde 67 üniversitede görevi öğretmen yetiştirmek olan eğitim fakültesi bulunuyor. Bu fakültelere yüksek kontenjanlar veriliyor. Biraz önce de belittiğimiz gibi zaten fazla olan sayı giderek daha da artıyor.


diğer bir sorun ise: Kontenjanların bakanlık ve YÖK koordinasyonuyla belirlenmesi gerekiyor. Ancak adı geçen bu iki kurum savaş halinde. Bakanlık kopukluğun sorumluluğunu YÖK’e yüklüyor, kurumu “İktidara karşı sistemli muhalefet yapmak”la suçluyor. YÖK ise sessizliğini koruyor ama yaraya neşter atılmadığı için eğitim fakülteleri diplomalı işsizler yetiştirmeye devam ediyor.

Son dönemde ciddi biçimde örgütlenen işsiz öğretmenlerle eğitim sendikaları, sorunun tek çözümü olduğunu savunuyorlar: Eğitim fakültelerine ihtiyaç kadar öğrenci almak, yani kontenjanları iyice budamak. Bir de örnek gösteriyorlar: “Mezunları açıkta kalmayan Polis Meslek Yüksekokulları..”.

Ayrıca AKP hükümeti sözleşmeli öğretmen adı altında yeni bir uygulama başlatarak bütün öğretmenleri üzmüştür.Oysa sayın bakan Hüseyin Çelik her fırsatta sözleşmeli öğretmenlik ile kadrolu öğretmenlik arasında hiçbir farkın olmadığını söylemektedir.Oysa durum hiçde sayın bakanın belirttiği gibi değildir. Sözleşmeli öğretmen statüsünde görev yapmakta olan öğretmenlerin; birçok yönden ciddi sorunları olduğu bilinmektedir. Sözü edilen öğretmenler, kadrolu öğretmenlerle aynı şartlarda görev yapmalarına rağmen, sahip oldukları mesleki ve sosyal haklar son derece farklıdır. Uygulamada öğretmenler arasında ayırımcı bir süreç başlamıştır. Sözleşmeli öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar, psikolojik travma boyutlarına ulaşmıştır.

Diğer bir husus ise ücretli öğretmenlik uygulamasıdır:




Milli Eğitim Bakanlığı, ‘ücretli öğretmenlik’ başlığı altında istihdam ettiği öğretmenlere sefalet ücreti ödemektedir. Ücretli bir öğretmen haftada 24 saat derse girdiğinde aldığı ücret 500 YTL’yi aşmamaktadır. Türkiye’de uygulanan garip ‘ücretli öğretmen’ vakası gittikçe vahim sonuçları da beraberinde getirmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçe darlığı gerekçesiyle başlattığı ‘ücretli öğretmen’ uygulaması, öğretmenlik mesleğinin niteliğine de gölge düşürmektedir. İlk zamanlar, doğum iznine ayrılan veya askere giden öğretmenin yerini doldurmak için getirilen bu uygulama, giderek yaygınlık kazanmış ve artık temel amacının dışına çıkıp norm kadro ihtiyacı olmasına rağmen ‘ücretli öğretmen’ çalıştırılır hâle gelmiştir.. Bugün ülkemizde ücretli öğretmenlerin sayısı 100.000′ i bulmaktadır. Oysa MEB her yıl öğretmen açığı bulunmadığını sürekli vurgulamaktadır. Öyleyse neden ülkemizde 100.000 ücretli öğretmen çalıştırılmaktadır.

Yol yakınken Eğitim fakülteleri kontenjanları düşürülmelidir. İnsanların mağdur olmaması için Eğitim fakültelerine Polis meslek yüksek okulları gibi ne kadar ihtiyaç var ise o kadar kontenjan verilerek öğrenci alımı buna göre yapılmalı ve bu plansızlığın ileride ikinci bir ÖSS vakası yaratmasının önüne geçilmelidir. İnsanların hayalleriyle, emekleriyle, onurlarıyla oynanmamalıdır. Unutmamak gerekir ki; ÖĞRETMEN, BU ÜLKENİN DOKTORUNU, HEMŞİRESİNİ, MÜHENDİSİNİ, İŞADAMINI, ESNAFINI, ÇİFTÇİSİNİ, SİYASETÇİNİ, POLSİNİ YETİŞTİRİR.

  

 

Gerçi biri bana mesleğimi sorduğunda öğretmenim bile diyemiyorum, önüne ikinci sınıf olduğum için devletin bana verdiği “ücretli” takısını ekleyip, sıkıla sıkıla ücretli öğretmenim diyorum. Binlerce öğretmen kadro alamadığı için yarı parasına da olsa kendi mesleğimi yaparım düşüncesiyle ücretli öğretmenlik yapmaktadır.

Sırf devlet arz talep gibi basit bir matematik hesabını yapmaktan aciz olduğu için.

Sırf üniversite mezununu arttırıp avrupaya hoş görünmek, istihdam edemeyeceğini bile bile kontejyan yükseltip üniversite açtığı için,

Sırf nede olsa bu insanlar seve seve yarı parasına yarı sigortaya çalışıyorlar bir öğretmen yerine iki öğretmen çalıştırırım dediği için, ücretli öğretmeniz.

En büyük hak savunucusu devlet göz göre göre hakkımızı yiyor. Bizi dört sene kendi üniversitesinde okutup kendi verdiği diplomayı tanımak için kpss den benim belli bir puan almamı bekliyor.

Diğer öğretmenlerden nemi farkımız var. Hiçbir farkımız yok aynı mesaiyi yapıyoruz, aynı emeği veriyoruz, beklide fazlasını yapıyoruz. Ama öğretmenler odasında diğer öğretmenler aldığı arabanın modelini konuşurken, hafta sonu hangi sinemaya gideceğini söylerken, ek dersler niye gecikti bu ay diye isyan ederken yani hak ettiği parayı çıtır çıtır yerken, biz boynumuzu eğip orda yokmuş gibi davranıyoruz çünkü biz o parayı hak etmiyoruz biz ücretliyiz, ikinci sınıf öğretmeniz. Biz diplomayı sadece çerçevelemek için aldık.

Ben asıl şunu merak ediyorum, bu uydurma ücretlendirmeyi

icat eden vatan sever millet vekili

yarı parasına ücretli olarak çalışır mı acaba?

 

 

Yorum Yaz